SON DAKİKA
Hava Durumu

Trump’un Korku Siyaseti ve Mad Man Teorisi

Yazının Giriş Tarihi: 13.01.2026 14:03
Yazının Güncellenme Tarihi: 13.01.2026 14:12

Afyonkarahisar’ın Bolvadin ilçesinden dünyaya bakan bir yerel gazeteci olarak bu satırları yazıyorum. Üstelik bunu sadece bir gözlemci olarak değil; uluslararası ilişkiler alanında lisans diplomasına sahip, bu bölümü ikinci üniversite olarak tamamlamış biri olarak kaleme alıyorum. Yani meseleye hem yerelin sağduyusuyla hem de akademik arka planın verdiği çerçeveyle bakıyorum.

Son yıllarda küresel siyasette verilen mesajı tek bir cümleyle özetlemek mümkün: “Benim istediklerimi yapmayan bedel öder.” ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci kez başkan seçilmesinin ardından izlediği yol, tam olarak bu anlayış üzerine kurulu.

Trump’ın Kanada’ya, Avrupa’ya, Orta Doğu’ya ve Latin Amerika’ya karşı kullandığı sert, üstten bakan ve zaman zaman tehditkâr dil; çoğu kişi tarafından kabalık ya da diplomasi bilmezlik olarak görülüyor. Oysa bu bir öfke patlaması değil, uluslararası ilişkiler literatüründe adı olan bilinçli bir stratejinin uygulamasıdır. Bu stratejinin adı Mad Man Theory, yani Deli Adam Teorisidir.

Mad Man Teorisi kısaca şunu söyler: Bir lider, karşısındakilere kendisini öngörülemez, fevri ve her an her şeyi yapabilecek biri gibi gösterirse, muhatapları daha baştan geri adım atar. Amaç gerçekten deli olmak değil; “bu adamdan her şey beklenir” algısını oluşturmaktır. Trump’ın sertliği, tehditleri ve diplomatik nezaketi reddeden dili tam olarak bu algıyı üretmeye yöneliktir.

Bu yöntem tarihte ilk kez Trump tarafından uygulanmıyor. Soğuk Savaş döneminde ABD Başkanı Richard Nixon, Sovyetler Birliği’ne karşı bu yaklaşımı sınırlı ve gizli biçimde kullandı. Nixon’ın hedefi savaş çıkarmak değil, karşı tarafı korkutarak geri adım attırmaktı. Trump ise aynı yöntemi günümüze uyarladı; üstelik kapalı kapılar ardında değil, kameraların önünde.

Trump’ın bu dili seçmesinin arkasında Amerika’nın yaşadığı ekonomik ve siyasi güç kaybı yatıyor. ABD artık eskisi gibi dünyaya refah dağıtan, üretimde ve teknolojide rakipsiz bir ülke değil. Borçlar büyüdü, Çin karşısında rekabet gücü zayıfladı. Trump bu gerçeği yumuşak diplomasiyle gizlemek yerine, korku ve baskıyla dengelemeyi seçiyor. Yani “kazandıramıyorsam, kaybettirebilirim” mesajı veriliyor.

Bu anlayışın en çarpıcı örneklerinden biri Venezuela meselesi oldu. Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro hakkında ortaya atılan “uyuşturucu” suçlamaları ve “bir gecede alır, Amerika’da yargılarız” havası, dünya kamuoyunda hukuktan çok güç gösterisi olarak algılandı. Yaygın kanaat ise bu baskının asıl hedefinin Venezuela’nın sahip olduğu devasa petrol yatakları olduğu yönünde. Suçlamalar, bu hedefi meşrulaştırmak için kullanılan bahaneler gibi görülüyor.

Bir devlet başkanına karşı bu mafyavari dilin normalleşmesi, yalnızca Venezuela için değil; dünyadaki tüm yöneticiler ve toplumlar için ciddi bir tehdit algısı oluşturuyor. Verilen mesaj açık: Güçlüysen kuralları sen koyarsın, zayıfsan hedef olursun. Bu anlayış uluslararası hukuku değil, kaba gücü esas alıyor.

Bu tablo sadece liderleri değil, dolaylı olarak tüm insanlığı ilgilendiriyor. Bugün petrolü olan bir ülke hedef alınır, yarın başka bir gerekçeyle başka bir ülke. Korku üzerinden yürütülen bu siyaset, dünyayı daha güvensiz ve daha öngörülemez hâle getiriyor.

Bolvadin’den bakıldığında görünen şudur: Trump’un nobranlığı bir kişilik meselesi değildir. Bu, Mad Man Teorisi’ne dayanan bilinçli bir stratejidir. “Benim istediklerimi yapmayan bedel öder” anlayışı kısa vadede sonuç verebilir. Ancak tarih defalarca göstermiştir ki;

Zulm ile abad olunmaz.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.